|03.03.2012 / 13:47| - MARSİD'DE GÖREV DAĞILIMI   |03.03.2012 / 13:47| - KSO Bakanlıktan teyit bekliyor   |03.03.2012 / 13:47| - Bankada paralı ama e-Devlet'te ücretsiz!   |03.03.2012 / 13:47| - Başkan Koşan’dan mesaj   |03.03.2012 / 13:47| - TRT'de kaç kişi çalışıyor? İşte o sayı   |03.03.2012 / 13:47| - THY satılacak mı? Resmi açıklama geldi   |03.03.2012 / 13:47| - Kocaeli'ye yeni nesil Kobis   |03.03.2012 / 13:47| - Gebze ve Kocaeli'ye güzel haber   |03.03.2012 / 13:47| - Ferit Şahenk hangi dev limana teklif verdi?   |03.03.2012 / 13:47| - İşte Yılın En Başarılı İş Adamı   |03.03.2012 / 13:47| - İzinsiz yabancı işçi çalıştırana ağır para cezası!   |03.03.2012 / 13:47| - Zeytinoğlu'ndan iş dünyasına büyük çağrı!   |03.03.2012 / 13:47| - GEBZELİ TİCARETÇİLER ANKARA’DA   |03.03.2012 / 13:47| - Muzaffer Koşan MARSİD ile geri dödü   |03.03.2012 / 13:47| - Standard & Poor’s'dan Türk lirası açıklaması   |03.03.2012 / 13:47| - Dev ihaleyi Türk Firması kazandı   |03.03.2012 / 13:47| - Elon Musk, Mars'a gidiş biletinin fiyatını açıkladı   |03.03.2012 / 13:47| - KİSGDER Gebze’de toplandı   |03.03.2012 / 13:47| - İşte Kastamonu Entegre'nin yeni müdürleri   |03.03.2012 / 13:47| - GÖRGÜN GEBZE’Yİ DE DAVET ETTİ   |03.03.2012 / 13:47| - KSO Başkanı Zeytinoğlu umut verdi   |03.03.2012 / 13:47| - Görev zararları ikiye katlandı   |03.03.2012 / 13:47| - ABD'nin gözü Türkiye'nin bu altın ticaretinde   |03.03.2012 / 13:47| - OSB'lerle ilgili önemli gelişme   |03.03.2012 / 13:47| - Toyota Corolla banttan çıktı   |03.03.2012 / 13:47| - Osmangazi Köprüsü satılıyor mu?   |03.03.2012 / 13:47| - İş dünyasından 20 talep   |03.03.2012 / 13:47| - Azerbaycan’dan Kocaeli'ye açık teklif   |03.03.2012 / 13:47| - Kocaeli Valisi Aksoy imzaladı   |03.03.2012 / 13:47| - GEBZE BÖLGESİNE HİZMET VERECEK   
 

SÜHEYL ERBOZ'UN YÜKSELİŞ ÖYKÜSÜ

Beldeğirmeninden Galata’ya, Galata’dan IMES’e bir Göç Öyküsü. Bizim oranın insanı bazı özelliklere sahip. Bu özelliklerden başta geleni, müteşebbis olması. Yani cesaret ve hayata korkmadan atılım yapması.
03.03.2012 / 13:47

“Mezarlığa doğru uzayan patikada, tozlu devedikenlerinin arasında yürüyordum. Tepeden tırnağa tere batmış ve yorgundum. Gözlerim, tanıdık bir şeyler arıyordu; ama hiçbir şey eski yerinde değildi: ne küçük, şirin evleri süsleyen bahçeler ne iri yaprakların arasında mor salkımları saklayan üzüm bağları ne avlulardaki salıncaklar ne de sokaklarda çınlayan çocuk sesleri… Hiçbir şey bildiğim yerinde değildi.”
Remziye Arslan, Keder Perileri adlı kitabından
Beldeğirmeninden Galata’ya, Galata’dan IMES’e bir Göç Öyküsü
 Çok uzun yıllardan beri göç veren iller sıralamasında ilk sıralarda yer alan Kastamonu, en fazla göç verdiği İstanbul’da hepsi birbirinden farklı ve ilginç göç hikayelerine sahne olmuş, bu hikayelerden bazıları ise sonuçları açısından değerlendirildiğinde, örnek başarı hikayeleri olarak gösterilecek özelliklere doğal süreçleri içinde sahip olmuşlardır.
Bu hikayelerden bir tanesi de geçtiğimiz yüzyılın başlarında, Bozkurt’un Beldeğirmeni köyünde başlayan bir göç hikayesidir. Anne va babasını toprağa verdikten sonra, iş ve aş bulmak üzere İnebolu’dan mavna ile başlayan umuda yolculuğun kahramanının adı Abdullah’dır.
O yıllarda sahil kasabalarında ve köylerinde yaşayan bir çok gencin umut yolculuğu, İnebolu limanından başlar ve İstanbul’un Galata semtinde noktalanırmış. Aslına bu noktalanış, Galata semtininde içinde bulunduğu Haliç’in iki yakasının gençlerin yeni bir hayata başlangıç mekanı olmasını sağlamaktaymış. Abdullah da benzer şekilde, çocuk yaşlarda başladığı bu yolculuğu Galata’ya yerleşerek tamamlamış. Önce meslek edinmek üzere başladığı çalışma hayatı, çıraklık süreci ve sonucunda kurulan bir torna atölyesi ile devam etmiş. O artık Galata’da Abdullah Usta olarak tanınmaya ve ün yapmaya başlamış.
Önce meslek edinen ve iş hayatını yoluna koyan Abdullah Usta, yaptığı evlilik ile göç ettiği İstanbul’da ailesini kurmuş. Göç öykümüzün kahramanı olan Abdullah Usta, kısa adı İMES olan İstanbul Madeni Eşya Sanayi sitesi yönetim kurulu Başkanı Süheyl Erboz’un Babası Abdullah Erboz’dur.
İstanbul Madeni Eşya Sanayi sitesi yönetim kurulu Başkanı Süheyl Erboz ile babasının göç hikayesini, kendi başarılarını ve İMES sanayi sitesi Başkanlığına kadar gelen süreci konuştuk. Abdullah Usta’nın İstanbul’a nasıl geldiğini sorduğumuz zaman aldığımız yanıt, sadece bir yolculuk hikayesi olmaktan öte, o dönemin toplum yaşamı hakkında da bir çok bilgiye ulaşmamıza vesile oluyordu. Erboz ailesinin kurulmasını sağlayan göç hikayesi, sorularımız ve Süheyl Erboz’un anlatımı ile şöyledi.
Abdullah Usta İstanbul’a nasıl gelmiş?
 -Kastamonu Bozkurt İlçesinin Beldeğirmeni Köyündeniz. Babamın doğduğu ya da büyüdüğü çağlara baktığımız zaman, bizim köyümüzde geçim temin etmek çok zormuş. Tarla çok az, her taraf orman, hayvancılık yapılsa da hayvancılık ürünlerini satma pazarlama gibi bir imkan yokmuş. Ancak kendi ihtiyaçlarını zor karşılarlarmış. O zaman babam içinde diğer hemşehrileri gibi göç meselesi gündeme gelmiş. O zamanki imkanlarla karayolu ile ulaşmak zor hatta imkansız olduğundan denizyoluyla İnebolu’ya geliniyor, oradan mavna tabir ettiğimiz rüzgarla giden teknelere biniliyormuş. Böylece mavnalarla İstanbul’a geliniyor. İstanbul’a geldiği zamanda mavnalar yani, o Karadeniz’de ticaret yapan yelkenli tekneler, Galata ve civarına yanaşıyormuş. Ve orada yani Galata’da hemşehrileri babamı karşılamışlar. Şu anda da var zaten, hemşehrilerin kaldığı evler varmış. Halen Küçükpazar’da var bildiğim kadarıyla, Siirtliler bir yerde kalır, Konyalılar bir yerde kalır. Bekar evi tabir edilir, ismi öyle zaten. Babamı da bir bekar evine yerleştirmişler. Babam orada bir müddet kalmış.
Bekar evinde geçen günlerden sonra hayatını kazanabilmesi için iş bulması gerekir. Bu süreç nasıl olmuş? Nasıl iş bulmuş?
-Evet doğal olarak hayatını kazanması lazım. O zamanki büyüklerimiz yani daha evvel İstanbul’a gelip yerleşip belli bir tecrübe sahibi olan büyüklerimiz diyorlar ki; bunu bir sanata verelim sanat öğrensin ve hayatını kazansın. Netice olarak orada babamı gemi tamirat işi yapan Rum asılı Bay Spiro’nun yanına veriyorlar. Bay Spiro, gemilerin bozulan mekanik aksamını tamin ediyor. Al bunu yetiştir diye babamı Bay Spiro’nun yanına veriyorlar. Neticede ana yok baba yok öyle gelmiş. Annesi babası vefat etmiş, öksüz büyümüş. Bay Spiro alıyor babamı, tabii uzun müddet bir sanat öğretmek şekliyle değilde bir hizmetli olarak çalıştırmışlar. Neticede babam Spiro’nun yanında uzun yıllar çalıştıktan sonra meslek ediniyor ve bir arkadaşı ile birlikte bir torna tezgahı imal ediyor. Bay Spiro’yu ben de tanıyorum. Bebek’te oturuyordu. Babam belli bir meslek sahibi olduktan sonra, Bay Spiro’nun yanından ayrılmıştı. Ancak onları bir velinimet olarak gördüğü için bizi her bayramda onların elini öptürmeye götürdü. Çok doğru yaptı. Babam kendi imkanları ile bir torna tezgahı imal ediyor ve kalafat yeri diye tabir ettiğimiz, Galata köprüsü ile Unkapanı köprüsü arasında bugün Perşembe pazarı olarak bilinen yerde bir arkadaşı ile ortak bir tornacı dükkanı açıyorlar ve kendi hayatlarını kazannmaya başlıyorlar. Bu bahsettiğim olaylar 1940- 1945 yılları arasında oluyor.
Babanız iş hayatına arkadaşı ile kurduğu bir torna tezgahı ile başlamış oluyor. Sonra neler oluyor?
-Bizim oranın insanı bazı özelliklere sahip. Bu özelliklerden başta geleni, müteşebbis olması. Yani cesaret ve hayata korkmadan atılım yapması. Babamda zamanla işini geliştiriyor ve orada deniz aletlerini tamir konusunda bir isim yapıyor ve Abdullah Usta oluyor. Bu arada yanında bir sürü insan yetiştiriyor. O insanlar hala onu saygı ile anarlar. Şu an İMES’te 5-6 tane sanayici kardeşimiz var. Hepside onun yanında yetişmiş.
Daha önceki sohbetlerimizden hatırladığım kadarıyla sizde onun yanında çalışmıştınız. Biraz bu konudan bahsedermisiniz?
1962 yılından itibaren, bende o piyasanın içine girmeye başladım. Neden başladım derseniz, Ben orta okulu bitirdikten sonra babam beni normal liseye vermedi. Baba mesleğini öğrenmemi istedi. Sanat enstitüsüne yazdırdı beni. Maçka sanat enstitüsüne tesviye bölümüne girdim. Tesviyede babamın mesleği olduğu için ister istemez ilgi de duyuyordum. Zaten yazları ben onun yanında çalışıyordum.
Sonraki süreç nasıl oldu? Hep babanızla mı çalıştınız?
 -Onun yanında belli müddet çalıştıktan sonra, Hasköyde 1970 yılında kendi işimi kurdum. Marangoz makinaları imal etmeye başladım. Benimde ortağım vardı. Aynı köylümüz, hemşehrimiz olan bir ortağımız vardı. Ben askerlik döneminde iken 1,5 yıl dükkanı o idare etti. Yedek subaylık döneminde hafta sonları ben geldim, askerlik döneminde dükkanı böyle idare ettik. 1971’den sonra fiilen iş hayatına başladım. Belli bir müddet sonra ortağımdan ayrılıp tamamen kendim serbest olarak çalıştım. Hasköy’de 50 metrekare bir yerde çalışıyordum. Bir süre sonra Alarko firmasına fason çalışmaya başladım. Yaptığımız iş kalitesi ve zamanında teslimat dolayısı ile beğenildi. Gerçekten Alarko camiasında tedarikçi olarak ciddi bir kariyerimiz oldu ve işimizi büyütmemiz gerekti. Ve bu esnada, 1971 yılında IMES sitesinin kooperatifi kuruldu. Bizde İMES’ten dükkan alalım dedik ve 50 metrekare, 100 metrekare derken 200 metrekare dükkana girdik. Ancak inşaat 1986 yılında bitti. O esnada ben başka ortaklarla birlikte asansör işine girdim. Yani bir imalatım olsun istedim ve asansör makinesi imalatına başladım 1979 yılında. Ve 1988 yılında IMES’e taşındık ve 1000 metrekare bir yere geldik. Burada ciddi miktarda asansör makinesi motoru üretmeye başladık.
Biraz da IMES ten söz eder misiniz? IMES’in Kastamonulular tarafından kurulduğu söylenir bu doğru mu?
-IMES sanayi sitesinin çoğunluğu Kastamonululardan meydana gelmiştir. Haliçin iki yakasında İnebolu’dan gelen Çatalzeytinden gelen, Cideden gelen yani ilimizin sahilinden gelen, denizyoluyla gelenlerin uğrak yeri orasıydı. Dolayısı ile benim babam gibi bir çok Kastamonulu hemşehrimiz de çoğunluğu gayri müslim olan dökmeci, frezeci, demir doğramacı ya da marangozun yanına girdi ve bir meslek sahibi ve sonrasında iş sahibi oldular.
Ancak çalıştıkları mekanlar ya bir hanın alt katıydı ya da bodrumuydu. Yani düşünebiliyor musunuz, bir kilowat cereyanla 10 kilowatlık makine çalıştırıyorduk. Çünkü ev ceryanıydı oralar işyeri değil ki. Yola araba girmez, trafik sıkışır, yazıhane yok, giyinecek soyunacak yer yok, misafir gelse oturacak bir yer yok. Anlayacağınız uzun müddet sokakta çalışltık. Babamın yerinde üç yıl çalıştım. 40 metrekare yerde çalıştık. Dolayısı ile yer ihtiyacı doğdu, O nedenle büyüklerimiz IMES kooperatifini 1971de kurmuşlar ben o zaman askerdeydim. 1976 da temeli atıldı. O zaman Erbakan Başbakan yardımcısıydı. Temelini Erbakan attı. O nedenle uzun yıllar burası Erbakan siteleri olarak anıldı. Sonra Erbakan iktidardan uzaklaşınca, uzun yıllarda İnebolular sitesi olarak adlandırıldı. Bizim ismimiz IMES ya, İMES’in açılımının ne olduğunu kimse bilmiyor. O nedenle uzun yıllar farklı isimlerle anılmaya devam etti.
IMES’teki yöneticilik serüveni nasıl başladı?
-IMES’e taşındıktan sonra benim yaradılış itibariyle bir idareci yönüm vardı. Önderlik etme, liderlik heveslerim olduğu için, 1977 senesinden itibaren cemiyet işlerine girmeye başladım. 1980’de IMES yönetimine seçildim. O zamanki Başkan beni başkan yardımcısı yaptı. 1984’e kadar burada görev yaptım. 84’te buranın yapım aşamasında, bazı teknik meselelerinden dolayı mevcut yönetimle anlaşamadım ve ben istifa ettim. Hasköy’deki işyerimde çalışmaya başladım. 1989da işyerimi IMES’e taşıdım. Buradaki mevcut işyerleri o zamanki mevcut yönetimden şikayetçiydi. Bizim daha evvelki çalışmalarımızı bilen arkadaşlar 89 yılında bizi tekrar göreve çağırdılar. Bu nedenle 89 yılında tekrar göreve seçildik. Bu sefer Başkanlık görevini aldık. 89’dan 2003’e kadar ben burada Başkanlık yaptım. 2003 te tekrar kurucu abilerimiz, yani bizim görevi devir aldığımız abilerimiz, tekrar göreve getirildiler. Onlar bir 3 sene görev yaptılar. Ama baktılar ki bu yürümüyor ve tekrar bizi göreve çağırdılar ve biz 2007’den itibaren tekrar burada göreve başladık. Halen buranın Başkanlığını yapıyorum. Ben burada göreve başladığım zaman binaların sadece çatıları vardı. Kuruluş aşaması hariç, buranın her karış toprağında ve inşaatın her aşamasında acizane alınterim var. Mütevazi bir şekilde burayı idare etmeye çalışıyoruz. Sanayici arkadaşlarımızda memnun ki tekrar görev veriyorlar. İMES’in ağırlığının Kastamonulu olmasının sebebi budur. Yani IMES aslında bir göç hadisesinin sonucudur.
Sanırım İMES’te artık yeterli olmuyor ve Dilovası’nda bir proje başlattınız. Biraz da bu projeden bahseder misiniz?
-Buradaki işyerlerinin yetersiz olmasından dolayı, 98’te Dilovası’nda bir proje başlattık. Yaklaşık IMES’in 5 katı büyüklüğünde bir proje yürütüyoruz. Altyapısının %60’ı bitmiş vaziyette.
Geçmişte Kastamonu cemiyetçiliğinde de görevlerinizin olduğunu biliyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
-Kas-der’i büyütmek amacıyla Sudi Topal’ın Başkanlığında bir gurup arkadaş çalışmaya başladık. Sudi Bey bizden yardımcı olmamızı istedi. Beşiktaş’ta Barbaros Bulvarında çalışmaya başladık. Sanıyorum 90lı yılların başlarıydı. O dönemde özellikle Sudi Beyin gayretleriyle İstanbul’da ciddi toplantılar yapıldı. Ataköy’de Mavi Marmara lokantası vardı, hatırlıyorum orada bir toplantı düzenlendi. Süleyman Demirel geldi ve bir konuşma yaptı. O günden hatırladığım bir diğer konuda o toplantının olduğu gün Amerika’nın Irak’a saldırmasıydı. Bizim çalıştığımız dönemde Sudi Beyin de gayretleriyle Kastamonulu ismi İstanbul’da duyulmaya başladı. Peşinden Kastamonuluların ve Sudi Bey’in katkılarıyla bir Kastamonu Holding kuruldu biliyorsunuz. Biz de ortak olduk. Cemiyetçilik vazifemiz bu şekilde başlamış oldu. Şu anda aktif görev almıyor olsak da gönlümüz onlarla beraber.
IMES ve özellikle sizin burslar konusunda çalışmalarınızın olduğunu ve bu konuda çok hassas olduğunuzu biliyoruz. İçinde bulunduğunuz cemiyet çalışmaları ve burslar hakkında neler söyleyeceksiniz?
-Kastamonulular Dayanışma Derneğinde görev aldığım yıllarda ben daha çok Kastamonu’dan buraya yüksek tahsil için gelen üniversiteyi kazanan kardeşlerimizin burs işleri ile ilgileniyordum. O dönemde hiç unutmadığım bir anektotu size aktarmak istiyorum. O dönemde bir kardeşimiz Üniversiteyi kazanıyor ve İstanbul’a geliyor. Ancak elinden tutacak kimsesi yok, maddi imkanları kısıtlı, Barbaros bulvarından geçerken Kastamonulular Dayanışma Derneği tabelasını görüyor ve derneğe geliyor. Dernekte de tesadüf Kemal Akar bulunuyor. Genç kardeşimiz Kemal Akar’a durumunu anlatıyor. Kastamonu’dan geldiğini, Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandığını ancak maddi imkanının olmadığını söylüyor ve kimden yardım isteyeceğini soruyor. Kemal Akar’da genç kardeşimize IMES’e git orada Başkan sana yardım eder şeklinde bana yönlendiriyor. Biz o kardeşimize şahsi bursumuzu verdik, tahsil hayatını bitirdi ve şu anda önemli bir görev yapıyor. O tarihten sonra biz devamlı Kastamonu’dan gelen arkadaşlarımıza burs vermeye başladık. Aşağı yukarı 7-8 seneden beri de düzenli hale getirdik. Kastamonulular Çalışma grubu ile birlikte burs veriyoruz. Biz her yıl toplam 50 öğrenciye bu şekilde burs veriyoruz. Zaten o grubu da daha evvel burs alan kardeşlerimiz kurdu. Genç kardeşlerimiz bizden burs alıp tahsillerine devam ediyorlar, sonunda bir meslek sahibi olduklarında biz de onlardan gurur duyuyoruz. Şu aktif olarak Kastamonu cemiyetlerinde görev yapmıyor olsamda elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Kas-Der Ümraniye şubesinden geldiklerinde yardımcı olmaya çalışıyoruz, sizin gibi değerli arkadaşlarımız bize geldikleri vakit yaptığınız çalışmalara elimizden gelen katkıyı sağlamaya çalışıyoruz. Buradaki idarecilik hayatımızda eşitler arasında Kastamonulu gençlere mümkün olduğunca iş sağlamaya çalışıyoruz. Bu şekilde memleketimizle ilişkimizi koparmadan devam etmeye çalışıyoruz.
Tarihsel sürece baktığımızda, Kastamonu ve İstanbul arasında tam bir işbirliği sağlanamadığı ve bazı yatırımların başarısız olduğunu görüyoruz. Tecrübeleriniz doğrultusunda bunun nedenleri hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyim?
-Şimdi ben olayı şöyle gözlüyorum. Bir ilin kalkınması için iktisaden gelişmesi lazım. İktisaden gelişmesi içinde orada bir takım yatırımcıların yatırım yapması lazım. Ancak bunların çok iyi seçilmesi lazım. Biz şöyle diyoruz, biz derken sanırım Türkiye’nin her yerinde bu böyledir sanırım, ilimizi kalkındıralım, ilimize yatırım yapalım diyoruz. Ama o yapacağımız yatırım ilimize fizibıl olurmu? Para kazandırır mı? Para kazandırmayı insanlarımız yanlış değerlendiriyor olabilirler ama bu ekonominin olmazsa olmaz kuralıdır. Para kazanmazsan batarsın. Bu açıktır. Orada meydana getirilen teşebbüslerin tam incelenmeden, iktisadi olarak araştırılıp tam karar verilmeden hemşehricilik sevdası ile memleket sevdası ile yapılan bir takım yatırımlar orada atıl kaldı. Buna bir örnek vermek gerekirse Abana Motor yatırımı çok ulvi duygularla başladı ama deniz kenarında öyle bir üretimin yapılması zaten baştan iyi düşünülmeliydi. Biliyorsunuz, denizde rutubet tuz ve orada mekanik imalat. Ürettiğinin pazarlanması, kalifiye elemanın bulunması müdürlerin orada barındırılması gibi sorunları baştan iyi düşünmek lazımdı. Sonuçta orası 50 kere el değiştirdi hala da değiştirmeye devam ediyor. Bu benim bidiğim bir misal, başka misaller de vardır. Bu tip örnekler yöre ile İstanbul’un ticari bağını biraz engelliyor. Neden? Başarısız bir örneği gördüğü zaman insanlar geri çekiliyor doğal olarak. Hep başarısız örneklerle karşılaşıldığı için Kastamonulu yatırımcı da memlektine yatırım yapmaktan geri duruyor. Ben bunu böyle algılıyorum. Ancak sadece sanayi olması gerekmiyor. Tarıma dayalı çalışmalar yapılabilir, ormancılık yatırımları olabilir. Bu şekilde başarılı uygulamalar ortaya çıkarılabilir. Ancak tekrar ediyorum. Yatırımı yapmadan önce iyi düşünmek ve doğru yatırım kararı almak gerekiyor. Başarılı örnekler de var. Mesela RAMSEY güzel bir örnek. Araç’ta çalışmaya devam ediyor ve Araç’ın kalkınmasına ciddi katkıda bulunuyor. Bunun gibi başarılı örnekler çoğaltılmalı.
Son olarak gençlere tavsiyeleriniz nelerdir? Mesela bugüne kadar neleri yapmak istediniz ve gerçekleştiremediniz?
-Ben neleri yapmak isterdim yapamadığım? Tabii ben biraz evvel bahsettiğim gibi cemiyet hayatı içinde yüksek tahsil öğrenci bursları ile ilgilendim. Başka konularla da ilgilendim ama ağırlığım bu oldu. Bu konuda çok üzüntülüyüm. Bir çok diğer illerimizin ve hatta bir çok diğer ilçelerimizin İstanbul’da talebe yurtları var. İlçe bazında da olsa il bazında da olsa örgütlenmiş vaziyetteler ve memleketlerinden gelen kardeşlerimize burs veriyorlar. Maalesef biz bunu olması gerektiği gibi başaramadık. Çünkü çok dağınık vaziyetteyiz. Her dernek ayrı bir burs vermeye çalışıyor. Ciddi bir şekilde organize olamadık. Dolayısı ile bu faaliyetlerimizde yeteri kadar ihtiyacı karşıladığına inanmıyorum. Neticede bu parasal bir olaydır ve bizim de bütçelerimiz kısıtlı. Ben şuna inanıyorum ki bizlerin burs sağladığı bir çok arkadaşımızın dışında daha bir çok Kastamonulu genç kardeşimiz burs arayışı içindedir ve ellerinden kimse tutamıyor. Bence memlekette iktisadi anlamda yatırım olup olmamasından ziyade bu konu daha önemli. Zira biz eğer Kastamonu’dan İstanbul’a okumak üzere gelen genç kardeşlerimize sahip çıkamazsak ilimizin de iktisaden kalkınacağına inanmıyorum. Tavsiye olarak ben her arkadaşa şunu söylüyorum. Cemiyet hayatından uzak durmayın. Her toplantıya katılmasanız da elinizden geldiğince katılmaya çalışın. En azından varlığınızla manevi katkıda bulunun. Gençlerimiz en azından manen memleketlerinden gönül bağlarını koparmasınlar.

Hazırlayan : Levent Zihnioğlu

http://www.kastamonupostasi.com/kposta3/index.asp?fuseaction=home.dsp_news&catid=54&cid=10351


Toplam (0) adet yorum eklenmiştir.
fatma tekin: 
"YORUM"
insan işte bizim sizin gibi insan. ben asıl bizim ovaya gerçekten nasıl hizmetler yapacağını merak ediyorum.ha bu arada hizmetleri biz halkın gelişmesi için mi yoksa sanayici ve yandaş siyasiler
01.03.2012 / 01:15